Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Eylül 2012

Bitlerin zamanı yoktu.

Gerçekten de bitlerin zamanı yoktu. Bu blog bu adı alarak kendi kaderini yaratmış oldu. Ama bitlerin neden zamanı yoktu? Bilseydiniz hak verir miydiniz? Yok. Vermeyin. Hayat deyip geçilecek olaylar silsilesinde, internette blog yazmak için zaman ve düşünceleri toparlama durumu bulunamamıştı bitler tarafından. Merak etmeyin bitler hayatlarına devam ediyordu. Aralarında, artık kabul etmeleri gereken bir uzaklık hâkimdi. Bu uzaklık sadece mesafe olmaktan çıkıyordu. Zaman akıp gidiyor, her bir biti birbirinden habersiz bir yana sürüklüyordu. Bitler bir yerde kalamazdı. Kalmamalıydı zaten. Keşfedilmesi, yaşanması, görülmesi, gülünmesi gereken hayat vardı. Ama evren bir gün onları mutlaka birleştirecekti. Pembe defterin hala birkaç sayfası boştu… Gökyüzü gibiydiler. Gidip geliyorlardı ama mutlaka diğerinin orada olduğunu biliyorlardı.

Müzikler… Bitlerin en iyi olduğu konuydu belki de. Paylaştıkları en büyük paydalarından biriydi. Bir anda beklenmedik bir yerde çalan bir melodi duyulduğunda bitlerden biri mutlaka diğerini hatırlar bu “The Day’s Song”tur der. Diyebilir. Demese de içinde bir yerde biliyordur ki demelidir.

Kitaplar, filmler, hikâyeler… Bunlar hep bitlerin sevdiği şeylerdi.

Gitmek ve mutluluk bu günümüzün sorunsalı. Gitmeye inananlardanım. İnananlardandım. İnananlardanmışım. İnanmışım ve belki yanılmışım. The Day’s Song’ların birinde diyordu (Morcheeba – Enjoy the Ride) “you’ll never catch the fickle wind/if you choose to stay” diye ve ekliyordu “stop chasing shadows/just enjoy the ride”

Gitmek ama nereye gitmek. Bu iş karışık. Bir yanda hayalin diğer yanda sevdiklerinse. Gitmek ama nereye gitmek gerekir? Mutluluk nerede ki? Şimdi bulunduğumuz yerde mutluysak bu, hiç kımıldamadan yarın da mutlu olacağımız anlamına gelir miydi?

Mutlu musun? Mutlu muyum? Hayat… Ne garip. Şimdi kim bilir nerede, ne yapıyorsun?

Read Full Post »